13 Mayıs 2010 Perşembe
12 Mayıs 2010 Çarşamba
acıktım ben ama:(
olmuş gecenin bi körü,koyup gidesim yok sabaha o kadar yani o kadar yorgunum,bi bilenim yok hemde...bide çok acıktım çooooooooooook acıktım ama:))
...
EDASI ÖMRÜME ÖMÜR
GÖZLERİ KÖMÜR DİLBER
AH BİR EL VER, BİR EL VER DE
YARALARIMI SARAYIM
PAYIMA DÜŞMÜYORSUN BELKİ
HAKKIM DEĞİLSİN
YİNE DE GEL
BİR SENİN YANINDA BEN OLAYIM
İSTANBUL SAKLASIN BİZİ, BOĞAZINDA DÜĞÜMLESİN
KİMSELER GÖREMESİN, BULAMASIN İKİMİZİ
KURALINA UYMAZ HAYATIN
BİLİYORUM UYUDUĞUMUZ UYKULAR
DENİZİNE SOR İÇİMİ BU ŞEHRİN
KİFAYETSİZ TÜM ŞARKILAR...
GÖZLERİ KÖMÜR DİLBER
AH BİR EL VER, BİR EL VER DE
YARALARIMI SARAYIM
PAYIMA DÜŞMÜYORSUN BELKİ
HAKKIM DEĞİLSİN
YİNE DE GEL
BİR SENİN YANINDA BEN OLAYIM
İSTANBUL SAKLASIN BİZİ, BOĞAZINDA DÜĞÜMLESİN
KİMSELER GÖREMESİN, BULAMASIN İKİMİZİ
KURALINA UYMAZ HAYATIN
BİLİYORUM UYUDUĞUMUZ UYKULAR
DENİZİNE SOR İÇİMİ BU ŞEHRİN
KİFAYETSİZ TÜM ŞARKILAR...
...
sen öyle sana benzeyen herşey gibi erirken avuçlarımda ben, unutuyorum.
Hoşçakal olacaklar sensiz olsun,daha durmam boşluklarımda ben, unutuyorum ...
Hoşçakal olacaklar sensiz olsun,daha durmam boşluklarımda ben, unutuyorum ...
11 Mayıs 2010 Salı
:)
Sana bu gönülden çiçekler var
Bana senin rüzgarın gelmiyor
Boşuna yola serilmiş emekler var
Biliyorum kimseye değmiyor!!!
Belki razıyım buna dünden Belki hiç değilim
İnan bir farkı yok güzelim zaten
Ben ayni ben değilim
Sevgimiz yetersiz
Bence bir süre görüşmeyelim
Ayrılık olabilir nedensiz Onca yalana ilişmeyelim
Bu son sözler imansız Senle kötüye dönüşmeyelim
Belki gemi oluruz limansız
Sonunda külahı değişmeyelim...
Bana senin rüzgarın gelmiyor
Boşuna yola serilmiş emekler var
Biliyorum kimseye değmiyor!!!
Belki razıyım buna dünden Belki hiç değilim
İnan bir farkı yok güzelim zaten
Ben ayni ben değilim
Sevgimiz yetersiz
Bence bir süre görüşmeyelim
Ayrılık olabilir nedensiz Onca yalana ilişmeyelim
Bu son sözler imansız Senle kötüye dönüşmeyelim
Belki gemi oluruz limansız
Sonunda külahı değişmeyelim...
10 Mayıs 2010 Pazartesi
özledim...
özledim ama...içimdeki tek gerçeği çok özledim ben çok özledim,katlanıyorum belli belirsiz kaybetmelere inat zaferlerin yolunu beklerken farkediyorum üstelik gidişlerden kalanları.Kabullendim ama biliyorum,biliyorum,biliyorum ben artık herşeyi,yollar açık olsun gidenlere ki en azından gerçekler kalsın yanıma kar sadece gerçek olan kalsın benimle,onlarla gidelim Mardin'e:))
5 Mayıs 2010 Çarşamba
...
Vurulmuşum
Düşüm, gecelerden kara
Bir hayra yoranım çıkmaz
Canım alırlar ecelsiz
Sığdıramam kitaplara
Şifre buyurmuş bir paşa
Vurulmuşum hiç sorgusuz, yargısız...
Ahmed Arif
Düşüm, gecelerden kara
Bir hayra yoranım çıkmaz
Canım alırlar ecelsiz
Sığdıramam kitaplara
Şifre buyurmuş bir paşa
Vurulmuşum hiç sorgusuz, yargısız...
Ahmed Arif
AY KARANLIK
Maviye/Maviye çalar gözlerin,
Yangın mavisine/Rüzgarda asi,
Körsem/Senden gayrısına yoksam
Bozuksam/Can benim, düş benim,
Ellere nesi?
Hadi gel,
Ay karanlık...
İtten aç/Yılandan çıplak,
Vurgun ve bela
Gelip durmuşsam kapına
Var mı ki doymazlığım?
İlle de ille/Sevmelerim,
Sevmelerim gibisi?
Oturmuş yazıcılar
Fermanım yazar
N'olur gel,
Ay karanlık...
Dört yanım puşt zulası,
Dost yüzlü,
Dost gülücüklü
Cıgaramdan yanar.
Alnım öperler,
Suskun, hayın, çıyansı.
Dört yanım puşt zulası,
Dönerim dönerim çıkmaz.
En leylim gecede ölesim tutmuş
Etme gel,
Ay karanlık...
Ahmed Arif
Yangın mavisine/Rüzgarda asi,
Körsem/Senden gayrısına yoksam
Bozuksam/Can benim, düş benim,
Ellere nesi?
Hadi gel,
Ay karanlık...
İtten aç/Yılandan çıplak,
Vurgun ve bela
Gelip durmuşsam kapına
Var mı ki doymazlığım?
İlle de ille/Sevmelerim,
Sevmelerim gibisi?
Oturmuş yazıcılar
Fermanım yazar
N'olur gel,
Ay karanlık...
Dört yanım puşt zulası,
Dost yüzlü,
Dost gülücüklü
Cıgaramdan yanar.
Alnım öperler,
Suskun, hayın, çıyansı.
Dört yanım puşt zulası,
Dönerim dönerim çıkmaz.
En leylim gecede ölesim tutmuş
Etme gel,
Ay karanlık...
Ahmed Arif
4 Mayıs 2010 Salı
ben,yine ben...
düşmekte değil ki mesele üstadım kalkıcaksın kaçarı yok bunun durup bi bakıcaksın neden düştün diye,kimseye tutunmadan yürümelisin yürüyeceksin bu sen olduğun için değil,bu işin kuralının böyle olduğunu biliceksin...tükenmiş nefesinle soluk soluğa bitsin bu yollar,çok yoruldum ben ama bitsin artık diceksin daha yolun sonunu bile görmedin üstelik!!!en yakına koyduklarının uzaklığında boğulurken yerde kalma lüksün yok senin,gidişlerimden çok yokoluşlarımla varolmanın verdiği güce muhtaç sabahlarıma açtım gözlerimi,bekliyorum yarını yarındaki beni,bendeki seni bide en güzel gülüşlerimi:) bilmediğim yollara çıkmanın verdiği mayhoş heyecanlara esirliğim bitmesin hiç,bitmesin ki gözlerim açılsın her sabah bakabilsin güneşe...
3 Mayıs 2010 Pazartesi
Bir Nedeni Yok Yalnızca Öptüm
Dudaklarım gerisin geriye çekildi; ağdalı bir sıvının ağır ağır örttüğü, korkunun biçim kazanıp ayağa kalktığı ve ‘hey bana bir şeyler söylemenin vakti geldi’ dediği zamanlarda bekledim seni; gözlerimi kapadım. Bekledim. Beklerken, özlemenin hangi geçitleri geçilmez kıldığını, hangi duyguların insanı hayata kazandırdığını, basite indirgenmiş hüzünlerin geceleri dinlenmeye müsait şarkılarla şahlandığını anlatamadım. Evet, bilmiyordum. Bilmiyordum, kelimelerden arınmış bir cümle kurar gibi sevişmeyi. Sevişirken sözlük kullanıyordum hala. Ama, seni seviyordum. Ve sevdiğimi, sevgimi anlatma telaşıyla hata üstüne hata yapıyordum sana. Sana yaklaşamıyordum. Yasaklanmıştın adeta. Çiğnemeye çalıştığım yasak olsan da, uzak dursan da, o korkunç şeklini korusan da, farketmiyordu hiçbir şey. Küçük bir ateş. Küçücük bir ateştin sen. Sönmekten ürken bir ateş. Bir su damlasıyla bütün görkemini kaybedebilecek bir ateş. Aşkın mecali kalmamıştı. Sessizce sokuldum yanına. Acıyla irkildin. Gülümsedim. Gülümsememe anlam veremedin elbette. Kimdi bu? Ne istiyordu? Tanımadığın biri. Hatıralarını darmadağın etmeyi planlamış bir yabancı. Fuzuli bir beden, karşındaki. Usulca uzandım,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Kimi geceler penceremden uzayı seyrederim. Uzayın adını ben koymadım. Uzayın adını yıldızlar, gezegenler kendi aralarında kararlaştırmışlar. Rahatlatır beni o. Bütün yağmurlar, uzayın derinliklerinden gelip yağar diye düşünürüm. Yağmurlar başka galaksilerden gelip yağar. Romantizme uyum sağlamak için de değil. Öyle. İşin gerçeği budur. Yağmurlar, bu dünyaya ait sanma. Bembeyaz bir yalnızlığın olmalı senin de. Lekesiz bir yalnızlık. Lekelenmeye müsait bir yalnızlık. Tedirginliğini buna bağlıyorum seni seyrederken. Pişmansın. Pişmansın kapıp koyveremediğin için sanki. Elinde olsa, avaz avaz bağıracaksın sokaklarda. ‘Neyim ben? ! ’ diye haykıracaksın. Olmuyor tabii. Olmuyor. Sıyrılır gibi lüzumsuz bir yerden, sıyrılıp kendi affına sığınıyorsun. Beni anlayacağın günler gelecek. Beni de göreceksin. Benimle tamamlanacak bir şeye benziyorsun çünkü. Korkma lütfen,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Çocukluğumdan söz etmek isterim sana, eğer sıkılmazsan. Bir gün otururuz evde, ben sana hayatımı anlatırım dakika dakika. Kaç yaşımdaysam, o kadar yıl sürer konuşmam. Çay pişiririz. Çaydanlığa su yerine votka koyarız sen dilersen. Sonra da sen anlatırsın: Sevdiğin filmleri, sevdiğin parçaları, sevdiğin canlıları, sevdiğin... hep sevdiğin şeylerden konu açarsın. Ben sıkılmam. Ben seninle sıkılmamayı seni ararken öğrendim. Seni hayal ederken keşfettim sıkılmamanın azametini. Bir insan, bir insanı sıkamaz. Bir insan canı isterse sıkılır. Hacimler açarım sana içimde, dolman için, oraya akman için. Hacimler açarsın bana; çağlayarak gelirim. Endişelenmen gereksiz,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Olması gerektiği kadar fedakar biriyim aslında; daha fazlasını umma açıkçası. Endişelerim, ideallerim, halletmeye çalıştığım meselelerim var. Başkalaşmaya çalışıyorum. Gözardı edilmiş tutumlar edinmek hoş. Değişmek, hiç de zor değil. Yalnızca özgür olabilsem, sorun kalmayacakmış gibi sanki. Anlaşılmak istiyorum: sevdiğim bir şarkıyı herhangi biriyle paylaşırken aynı duyguları hissetmek arzusu bu. Evet, tıpkı bu. Sese, ahenge kapılırken, kendini müziğin ritmine verirken yanında bir diğerinin olabilmesi; görkemli bir anda birlikte sadeleşebilmek. Birlikte dansedebilmek gibi. Sen hastayken başucunda birinin sabaha kadar oturması gibi. Arada bir alnındaki teri silmesi, üstünün açılmamasına dikkat etmesi gibi. Bir başkası için hayatta kalma çabası gibi sanki. Ölmek için değil, yaşamak için uğraşmak gibi. Ummadan, hayal etmeden, sıradan, olduğu gibi.doğal. Ve ciddi. Ciddi ciddi hayatla mücadele edebilme gücü. Bu gücü yanyanayken yaratabilme yeteneği. Ben bu yeteneğin bir parçası olarak sokuluyorum sana. Masallarla geliyorum. Efsanelerle geliyorum. Herhangi bir insanın birikimiyle geliyorum aslında. Artniyetsizim. İnan,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Bazı sorulara cevap bulamadım; kuşkusuz gerekli de değildi bu. Soruyu soru halinde bırakıp sahici yanını korumaya çalışmam, cehalet mi sanıldı acaba? ! Bedenlerin bedenlerden istedikleri, ruhların, ruhlardan çıkarttıkları, karşılıklı acıların birbirlerinin etkisini arttırdıkları vakitlerde düştün aklıma. Aklıma yayıldın. Ne kaybedebilir, ne kazanabilirdim ki artık: Ortadaydım işte! Bir başkasının mal varlığına dönüşmeden yaşayabilmenin yalnızlığıydı bu. Hayır! Melankoli diye adlandırma bu durumu; ortak bir açı yakalayamama sorunu galiba. Her kadın gibi doğurmak hevesi, her erkek gibi dağların doruklarında biraz gözden ırak hüzünlenme denemeleri aslında. Kusura bakma, kafam biraz dağınık,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
İnsan inandığı şeyler uğruna muhteşem hatalar da yapabilir. Kızmamalısın. Darılmamalısın eğer bir kardeşlik varsa aranızda. Sevgi, hoşgörü takıntıları da değil. Bir elmanın kırmızı olması, bir gülün öyle kokması, bir derdin halledilmesinin ardından gelen ferahlık kadar sıradan ve güzeldir hata yapmak da. Aşka çılgınlığın yakıştığı çağları neden unutalım? Neden tarihin çuvalına tıkalım tatlı serseriliği, az biraz sergüzeşt olmayı? ! Ilımlılık mı kurtaracak insanlığı? Alttan alma mı örtecek bunca çirkefi, zorluğu, belayı? Demokrasi, senin saçlarından güzel olamaz. Senin yüzünden daha güzel olamaz krediler, faizler, repolar, tahviller. Dünyanın en uzun gecesi 21 aralık değil, beni terkettiğin gecedir. Beni üzdüğün, yorduğun, yıprattığın gecedir. Bir kabahat mi gerçekten kendi dışında birine hayranlık beslemek? ! Gerçekten kırıyorsun beni,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Birinin peşindeyim ben; tanımsız bıraktığım birinin. Sessizliğin doyurduğu, biçimli ve endişeli birinin. Düşüncelerimi zapteden, kelimelerimi korkutan birinin. Yanında huzurlu uyuduğum, mutlu uyandığım birinin. Onunla olmakla, onunla birlikte yaşamakla gizli bir gurur duyduğum, asla kıskançlığa ya da sahiplenmeye dönüşmeyen bir tutkuyla bağlandığım birinin. Onu arıyorum göğe her baktığımda; bir melek gibi uzanıp yüzüme dokunacağını tasarlıyorum. Bütün aşkların payına düşen şiddetten arınmış, başkalarına aynı/ birbirimize farklı koktuğumuz bir sevginin yolu bu. Cesaretimi ondan alıyorum pervasızca ve yine ona ben cesaret veriyorum mücadele ruhunda. Bir sır gibi saklıyoruz misafirliğimizi. Hüzün bitince geri döneceğiz çağımıza. İnsanlığa karışmaya hazır yapışık kalpler taşıyoruz aşkımızda. Bizim aşkımız hakikaten beden gücü gerektiriyor akıl kadar. Yapacak çok işimiz var. Dövüşecek çok düşmanımız var. Kucaklayacak çok arkadaşımız var. Bizim sebebimiz bu. Bizim fazlalığımız bu. Belki de iksirimiz. Kanayan yüzlerle çevrili bir gezegende, fırtınaya karışan bellek tozlarımızla, erdemlerimizle, ideallerimizle ayaktayız. Yalan söylemiyorum
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Evet, sen de isterdin sanırım huzurlu yaşayabileceğin bir hayatın planlarını yapabilmeyi; kolaya indirgenmiş, biraz fazlayı aşırılıkta aramayan, ölçülü bir heyecanla kritersiz bir maceraya aday kahraman olmayı. “Rüzgara dur, yağmura yağma, mevsime değiş” demeyi; doğru, hepimizde biraz tanrıyı kıskanmak var galiba. Bütün günahlar da buradan kaynaklanıyor adeta. Hırslarımızın, çekincelerimizin odağı burası. Kazanmaktan çok, kaybetmeyi göze alabiliyoruz. Çikolata bile kurtlanabilir. Dondurma erir. Çiçek solar. Galiba önemli olan, onları yerinde yaşamak, yerinde korumak! Birer hatıraya dönüşseler bile! Kaç ölüme kaç doğuma şahit olduğunu hatırlayabiliyor musun? Sevmek, ifade edebilmek kadar, ifadeyi unutmamaktır da.
Şimdi sessizce uzaklaşmalıyım. Çünkü beni anlamadığını, anlamak için uğraşmadığını, hatta bunu önemsemediğini biliyorum. Aynı otobandaydık ve birimiz birimizin yanından geçip gitti. Hafızasızlığı, gurur saymanın adil yanı! . Hangimiz süratliydik; önemi kalmadı. Hangimiz daha özveriliydik; bunun da.. umarım mutlu olursun. Bunu bir çöküntü anında da söylemiyorum. Hiç kimse aldatmadı ötekini; yalnızca böyleydik işte! . Yüzüme öyle bakma nefretle,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Benden uzaklaştıkça, bana ait olandan yakanı sıyırdıkça rahatlayacağını, herşeye yeniden başlayabileceğini sanıyorsun. Kimbilir, doğrudur belki de! . Adımın yaşamadığı, adımın özlemle anılmadığı yerlerde kime umut verebilirim ki zaten? Romantizmin tehlikesi büyük! Romantizmin tehlikesi büyük! Romantizmin esrarı büyüleyici! Romantizmin kanına girdiği insanlar bencil ve hırslı!
Ben seninle birlikte yaşlanabilecek kadar erken yola çıkmayı istemiştim; maceramız uzundu çünkü. Maceramızın tahakküm altına alınamayacak kadar mükemmel olması, donanımımızla ilişkiliydi. Ynni, sen ne kadar sevecensen, ben ne kadar yıpratıcıysam.. o da o kadar mükemmeldi. Özveri denebilir buna. Evet, buna özveri demek beni mutlu ediyor. İnsan, özverinin çocuklara ad olarak verilebileceği bir dünyada tanımını kaybediyor. Bu kaybedişteki kaosun ritmiyle çekiliyorum sana. Sen bir mıknatıssın şeffaf ve ben, çekilirken sana içimdeki alelade metal parçalarıyla, kan şekerim düşüyor, ağzım düşüyor, ellerim.. en çok da ellerim düşüyor! . Sakın ha üstüne alınma,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Ben seni kırmak için yaratılmadım. Uzun zamandır seni planlıyorum haksızca; cezalandırılacak kadar mı yabancı, tanınmaz ve suç yüklüydüm? ! Belki; seni çok yıprattığımın, bıraktığımın elbette farkına vardım, ama herşey mi benim aleyhte varoluşumla açıklanabilir? ! Beni, başta sana olmak üzere kimliklere karşı saldırganlaştıran koşulları tek başıma ben mi oluşturdum? Seni kaybettim. Bunu biliyorum. Seni kaybettiğimi sen çekip gitmeden önce de biliyordum. Ortadaydı. Bedel ve kefalet ortadaydı.. senin hakkında bir satır yazmamaya çalışmamın nedenini hiç düşündün mü? ! Sana ait olanları içten içe koruma uğraşı mıydı sanki bu: kuşkusuz. Hala da saygıyla ağlıyorum. Büyük bir tesadüfe yenildim, büyük bir eksen kaymasıyla, sihirbazın şapkasında sıkışıp kalan tavşan gibi,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Elbette kızıyorsun bana; belki en çok da bu zayıflığıma kızıyorsun: Tedirginliğime, seni kaybetme endişeme, telaşıma, şaşkınlığıma, titreyişime, ürpermem, anlamlarını anlamamış kelimelerle yetinmeme, müzakerelerde bulunmama, buhranların yorduğu bir gençlik yaşamama, bilincimi sana yönlendirmeme, sürekli sürekli içmeme, kelimlerin kifayetsiz olma durumuna, vesaireye vesaireye.. İnadıma öfkeleniyorsun. Seni bırakmama, seni özgürlüğüne salmama hiddetleniyorsun. Bu da aşk işte! Bu da entrika! Bu da soysuzlaşmanın, aşkın getirdiği dalaveralarla kendine kilitlenmenin başka bir çeşidi! Peki anahtar nerede sevgilim? ! peki anahtarın üzerindeki yivler kimin eseri? ! Dur, dur, bağırma,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Bunlar da geçecek şüphesiz. Seni unutmama kaç yüzyıl kaldı ki.. bir küsme, bir burulma biçimiyle gidişinin ardından şehrin gri cephelerine fevkalade ağır bir el bombası gibi düşen bunaltının bıraktığı korkunç acının unutulmasına kaç yüzyıl kaldı ki.. Yaralandım. Bütün noktalarımdaki nöbetçiler de yaralandı. Çığrından çıkmış bir ayaklanma gibi ağlamakta yalnızlığım. Bir gerçek aramıyorum felakete. Bir bahne göremiyorum arkadaşlarımın beni teselli etmek için söyledikleri kelimelerin hanesinde. Ama yokluğunu doldurmuyor sevda siyasetinin hançerleri. Ama bilemiyorum yağmurun ardından artık hangimiz suçlanacak.. Eğer hissediyorsan,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Ben sende ardı arkası kesilmeyen bir korku sevdim. Ben bir cüce çocuk sevdim sende sıska. Şiddetli ve hayret uyandıran manevralarla kendi kanına olan saplantılı aşkını sevdim. O rutubet kokan loş yüzündeki kanalizasyonları, az kelimeyle kurduğun cümlelerdeki gizli soru işaretlerini, barlardan çatlak bardak gibi atılmayı beklemeni, serserice patlamalarını, yuttuğun toplu iğneleri ve bir film hilesi hissi uyandıran utangaç hasret pozlarını sevdim. Dokunamadım sana. Parmakuçlarım neşterdi çünkü. Kırılan bir kemiğin sesiyle veda ederken,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
K.İskender
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Kimi geceler penceremden uzayı seyrederim. Uzayın adını ben koymadım. Uzayın adını yıldızlar, gezegenler kendi aralarında kararlaştırmışlar. Rahatlatır beni o. Bütün yağmurlar, uzayın derinliklerinden gelip yağar diye düşünürüm. Yağmurlar başka galaksilerden gelip yağar. Romantizme uyum sağlamak için de değil. Öyle. İşin gerçeği budur. Yağmurlar, bu dünyaya ait sanma. Bembeyaz bir yalnızlığın olmalı senin de. Lekesiz bir yalnızlık. Lekelenmeye müsait bir yalnızlık. Tedirginliğini buna bağlıyorum seni seyrederken. Pişmansın. Pişmansın kapıp koyveremediğin için sanki. Elinde olsa, avaz avaz bağıracaksın sokaklarda. ‘Neyim ben? ! ’ diye haykıracaksın. Olmuyor tabii. Olmuyor. Sıyrılır gibi lüzumsuz bir yerden, sıyrılıp kendi affına sığınıyorsun. Beni anlayacağın günler gelecek. Beni de göreceksin. Benimle tamamlanacak bir şeye benziyorsun çünkü. Korkma lütfen,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Çocukluğumdan söz etmek isterim sana, eğer sıkılmazsan. Bir gün otururuz evde, ben sana hayatımı anlatırım dakika dakika. Kaç yaşımdaysam, o kadar yıl sürer konuşmam. Çay pişiririz. Çaydanlığa su yerine votka koyarız sen dilersen. Sonra da sen anlatırsın: Sevdiğin filmleri, sevdiğin parçaları, sevdiğin canlıları, sevdiğin... hep sevdiğin şeylerden konu açarsın. Ben sıkılmam. Ben seninle sıkılmamayı seni ararken öğrendim. Seni hayal ederken keşfettim sıkılmamanın azametini. Bir insan, bir insanı sıkamaz. Bir insan canı isterse sıkılır. Hacimler açarım sana içimde, dolman için, oraya akman için. Hacimler açarsın bana; çağlayarak gelirim. Endişelenmen gereksiz,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Olması gerektiği kadar fedakar biriyim aslında; daha fazlasını umma açıkçası. Endişelerim, ideallerim, halletmeye çalıştığım meselelerim var. Başkalaşmaya çalışıyorum. Gözardı edilmiş tutumlar edinmek hoş. Değişmek, hiç de zor değil. Yalnızca özgür olabilsem, sorun kalmayacakmış gibi sanki. Anlaşılmak istiyorum: sevdiğim bir şarkıyı herhangi biriyle paylaşırken aynı duyguları hissetmek arzusu bu. Evet, tıpkı bu. Sese, ahenge kapılırken, kendini müziğin ritmine verirken yanında bir diğerinin olabilmesi; görkemli bir anda birlikte sadeleşebilmek. Birlikte dansedebilmek gibi. Sen hastayken başucunda birinin sabaha kadar oturması gibi. Arada bir alnındaki teri silmesi, üstünün açılmamasına dikkat etmesi gibi. Bir başkası için hayatta kalma çabası gibi sanki. Ölmek için değil, yaşamak için uğraşmak gibi. Ummadan, hayal etmeden, sıradan, olduğu gibi.doğal. Ve ciddi. Ciddi ciddi hayatla mücadele edebilme gücü. Bu gücü yanyanayken yaratabilme yeteneği. Ben bu yeteneğin bir parçası olarak sokuluyorum sana. Masallarla geliyorum. Efsanelerle geliyorum. Herhangi bir insanın birikimiyle geliyorum aslında. Artniyetsizim. İnan,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Bazı sorulara cevap bulamadım; kuşkusuz gerekli de değildi bu. Soruyu soru halinde bırakıp sahici yanını korumaya çalışmam, cehalet mi sanıldı acaba? ! Bedenlerin bedenlerden istedikleri, ruhların, ruhlardan çıkarttıkları, karşılıklı acıların birbirlerinin etkisini arttırdıkları vakitlerde düştün aklıma. Aklıma yayıldın. Ne kaybedebilir, ne kazanabilirdim ki artık: Ortadaydım işte! Bir başkasının mal varlığına dönüşmeden yaşayabilmenin yalnızlığıydı bu. Hayır! Melankoli diye adlandırma bu durumu; ortak bir açı yakalayamama sorunu galiba. Her kadın gibi doğurmak hevesi, her erkek gibi dağların doruklarında biraz gözden ırak hüzünlenme denemeleri aslında. Kusura bakma, kafam biraz dağınık,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
İnsan inandığı şeyler uğruna muhteşem hatalar da yapabilir. Kızmamalısın. Darılmamalısın eğer bir kardeşlik varsa aranızda. Sevgi, hoşgörü takıntıları da değil. Bir elmanın kırmızı olması, bir gülün öyle kokması, bir derdin halledilmesinin ardından gelen ferahlık kadar sıradan ve güzeldir hata yapmak da. Aşka çılgınlığın yakıştığı çağları neden unutalım? Neden tarihin çuvalına tıkalım tatlı serseriliği, az biraz sergüzeşt olmayı? ! Ilımlılık mı kurtaracak insanlığı? Alttan alma mı örtecek bunca çirkefi, zorluğu, belayı? Demokrasi, senin saçlarından güzel olamaz. Senin yüzünden daha güzel olamaz krediler, faizler, repolar, tahviller. Dünyanın en uzun gecesi 21 aralık değil, beni terkettiğin gecedir. Beni üzdüğün, yorduğun, yıprattığın gecedir. Bir kabahat mi gerçekten kendi dışında birine hayranlık beslemek? ! Gerçekten kırıyorsun beni,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Birinin peşindeyim ben; tanımsız bıraktığım birinin. Sessizliğin doyurduğu, biçimli ve endişeli birinin. Düşüncelerimi zapteden, kelimelerimi korkutan birinin. Yanında huzurlu uyuduğum, mutlu uyandığım birinin. Onunla olmakla, onunla birlikte yaşamakla gizli bir gurur duyduğum, asla kıskançlığa ya da sahiplenmeye dönüşmeyen bir tutkuyla bağlandığım birinin. Onu arıyorum göğe her baktığımda; bir melek gibi uzanıp yüzüme dokunacağını tasarlıyorum. Bütün aşkların payına düşen şiddetten arınmış, başkalarına aynı/ birbirimize farklı koktuğumuz bir sevginin yolu bu. Cesaretimi ondan alıyorum pervasızca ve yine ona ben cesaret veriyorum mücadele ruhunda. Bir sır gibi saklıyoruz misafirliğimizi. Hüzün bitince geri döneceğiz çağımıza. İnsanlığa karışmaya hazır yapışık kalpler taşıyoruz aşkımızda. Bizim aşkımız hakikaten beden gücü gerektiriyor akıl kadar. Yapacak çok işimiz var. Dövüşecek çok düşmanımız var. Kucaklayacak çok arkadaşımız var. Bizim sebebimiz bu. Bizim fazlalığımız bu. Belki de iksirimiz. Kanayan yüzlerle çevrili bir gezegende, fırtınaya karışan bellek tozlarımızla, erdemlerimizle, ideallerimizle ayaktayız. Yalan söylemiyorum
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Evet, sen de isterdin sanırım huzurlu yaşayabileceğin bir hayatın planlarını yapabilmeyi; kolaya indirgenmiş, biraz fazlayı aşırılıkta aramayan, ölçülü bir heyecanla kritersiz bir maceraya aday kahraman olmayı. “Rüzgara dur, yağmura yağma, mevsime değiş” demeyi; doğru, hepimizde biraz tanrıyı kıskanmak var galiba. Bütün günahlar da buradan kaynaklanıyor adeta. Hırslarımızın, çekincelerimizin odağı burası. Kazanmaktan çok, kaybetmeyi göze alabiliyoruz. Çikolata bile kurtlanabilir. Dondurma erir. Çiçek solar. Galiba önemli olan, onları yerinde yaşamak, yerinde korumak! Birer hatıraya dönüşseler bile! Kaç ölüme kaç doğuma şahit olduğunu hatırlayabiliyor musun? Sevmek, ifade edebilmek kadar, ifadeyi unutmamaktır da.
Şimdi sessizce uzaklaşmalıyım. Çünkü beni anlamadığını, anlamak için uğraşmadığını, hatta bunu önemsemediğini biliyorum. Aynı otobandaydık ve birimiz birimizin yanından geçip gitti. Hafızasızlığı, gurur saymanın adil yanı! . Hangimiz süratliydik; önemi kalmadı. Hangimiz daha özveriliydik; bunun da.. umarım mutlu olursun. Bunu bir çöküntü anında da söylemiyorum. Hiç kimse aldatmadı ötekini; yalnızca böyleydik işte! . Yüzüme öyle bakma nefretle,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Benden uzaklaştıkça, bana ait olandan yakanı sıyırdıkça rahatlayacağını, herşeye yeniden başlayabileceğini sanıyorsun. Kimbilir, doğrudur belki de! . Adımın yaşamadığı, adımın özlemle anılmadığı yerlerde kime umut verebilirim ki zaten? Romantizmin tehlikesi büyük! Romantizmin tehlikesi büyük! Romantizmin esrarı büyüleyici! Romantizmin kanına girdiği insanlar bencil ve hırslı!
Ben seninle birlikte yaşlanabilecek kadar erken yola çıkmayı istemiştim; maceramız uzundu çünkü. Maceramızın tahakküm altına alınamayacak kadar mükemmel olması, donanımımızla ilişkiliydi. Ynni, sen ne kadar sevecensen, ben ne kadar yıpratıcıysam.. o da o kadar mükemmeldi. Özveri denebilir buna. Evet, buna özveri demek beni mutlu ediyor. İnsan, özverinin çocuklara ad olarak verilebileceği bir dünyada tanımını kaybediyor. Bu kaybedişteki kaosun ritmiyle çekiliyorum sana. Sen bir mıknatıssın şeffaf ve ben, çekilirken sana içimdeki alelade metal parçalarıyla, kan şekerim düşüyor, ağzım düşüyor, ellerim.. en çok da ellerim düşüyor! . Sakın ha üstüne alınma,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Ben seni kırmak için yaratılmadım. Uzun zamandır seni planlıyorum haksızca; cezalandırılacak kadar mı yabancı, tanınmaz ve suç yüklüydüm? ! Belki; seni çok yıprattığımın, bıraktığımın elbette farkına vardım, ama herşey mi benim aleyhte varoluşumla açıklanabilir? ! Beni, başta sana olmak üzere kimliklere karşı saldırganlaştıran koşulları tek başıma ben mi oluşturdum? Seni kaybettim. Bunu biliyorum. Seni kaybettiğimi sen çekip gitmeden önce de biliyordum. Ortadaydı. Bedel ve kefalet ortadaydı.. senin hakkında bir satır yazmamaya çalışmamın nedenini hiç düşündün mü? ! Sana ait olanları içten içe koruma uğraşı mıydı sanki bu: kuşkusuz. Hala da saygıyla ağlıyorum. Büyük bir tesadüfe yenildim, büyük bir eksen kaymasıyla, sihirbazın şapkasında sıkışıp kalan tavşan gibi,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Elbette kızıyorsun bana; belki en çok da bu zayıflığıma kızıyorsun: Tedirginliğime, seni kaybetme endişeme, telaşıma, şaşkınlığıma, titreyişime, ürpermem, anlamlarını anlamamış kelimelerle yetinmeme, müzakerelerde bulunmama, buhranların yorduğu bir gençlik yaşamama, bilincimi sana yönlendirmeme, sürekli sürekli içmeme, kelimlerin kifayetsiz olma durumuna, vesaireye vesaireye.. İnadıma öfkeleniyorsun. Seni bırakmama, seni özgürlüğüne salmama hiddetleniyorsun. Bu da aşk işte! Bu da entrika! Bu da soysuzlaşmanın, aşkın getirdiği dalaveralarla kendine kilitlenmenin başka bir çeşidi! Peki anahtar nerede sevgilim? ! peki anahtarın üzerindeki yivler kimin eseri? ! Dur, dur, bağırma,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Bunlar da geçecek şüphesiz. Seni unutmama kaç yüzyıl kaldı ki.. bir küsme, bir burulma biçimiyle gidişinin ardından şehrin gri cephelerine fevkalade ağır bir el bombası gibi düşen bunaltının bıraktığı korkunç acının unutulmasına kaç yüzyıl kaldı ki.. Yaralandım. Bütün noktalarımdaki nöbetçiler de yaralandı. Çığrından çıkmış bir ayaklanma gibi ağlamakta yalnızlığım. Bir gerçek aramıyorum felakete. Bir bahne göremiyorum arkadaşlarımın beni teselli etmek için söyledikleri kelimelerin hanesinde. Ama yokluğunu doldurmuyor sevda siyasetinin hançerleri. Ama bilemiyorum yağmurun ardından artık hangimiz suçlanacak.. Eğer hissediyorsan,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Ben sende ardı arkası kesilmeyen bir korku sevdim. Ben bir cüce çocuk sevdim sende sıska. Şiddetli ve hayret uyandıran manevralarla kendi kanına olan saplantılı aşkını sevdim. O rutubet kokan loş yüzündeki kanalizasyonları, az kelimeyle kurduğun cümlelerdeki gizli soru işaretlerini, barlardan çatlak bardak gibi atılmayı beklemeni, serserice patlamalarını, yuttuğun toplu iğneleri ve bir film hilesi hissi uyandıran utangaç hasret pozlarını sevdim. Dokunamadım sana. Parmakuçlarım neşterdi çünkü. Kırılan bir kemiğin sesiyle veda ederken,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
K.İskender
...
Yüreğime basa basa içimden yar gidiyor...gidebildiği kadar uzakta artık bütün nefeslerim,ardıma bakmamak için diretirken ben ne de kolay ardıma düştüler!!!kolayca çıkan sahte cümlelere değilde kolay yerde oluşumu yeni farkedişime bu can yanmalarım herhalde...en güzel gülüşlerle baktığım yüzlerin başkalıklarına ne de kolay alıştım dimi!!!her yeni günde koptu gitti bi parçam,ben daha gidenin yerini dolduramazken her yeni günde bi yenisini daha uğurladım benden.bende biliyorum 'Orhan Veli' herşeyi anlatmak mümkün ama susuyorum,içinde kaybolduğum çığlıklarla susuyorum hemde sırf cümlelerim kirlenmesin diye...güle güle gelmişliğinin farkına bile varamayan gidiş!!!
2 Mayıs 2010 Pazar
29 Nisan 2010 Perşembe
27 Nisan 2010 Salı
:))
benim canım bloğum:)beni çok özledin biliyorum ama az kaldı kavuşmamıza yarından sonra seninleyim.güneş,odtü,sen,ben bide içimdeki kelebekler:))
15 Nisan 2010 Perşembe
...
seni severdim hüznüm koynumda,seni severdim hem uyanık hem uykumda,
seni severdim ve sana rağmen yine severdim...
seni severdim ve sana rağmen yine severdim...
Gülümse hadi gülümse :)
Gül benizli sevgiliyi boynundan öpmenin tadına hasret uyanışlardan birinde,baharı beklemekteyim,özlemekteyim,istemekteyim:)Ders çalışmam gerekirken içimdeki kasvete yol verircesine gülümsemenin hakkını vererek gülümsüyorum.Güneş bana güldükçe ben ona daha çok gülüyorum içimdeki karanlıkları görmezden gelircesine...Biri bana anlatabilir mi çaresizlikteki çaresizliği,ondaki gözyaşlarının masumiyetini ben inatla bilmemek isterken o bana inatla anlatsın olmaz mı???Ölümün en güzeli değil midir uykuda gelen sorarım size,o yüzden ben uykumda gelen ölüm tadında koşuyorum kendime bide civilization sınavıma:D yokluğundan daha fazlası ne olabilir ki demekten alıkoyamazken kendimi en büyük yokluğun kendimden vazgeçişte olduğunu görmekteyim,bilmekteyim,hissetmekteyim:P inadına gülmek varken inadına ağlamanın nedensizliğine mi yoksa inadımdan vazgeçişimdeki çaresizliğimemi yanayım bilemez haldeyim ey insanlık...Şimdi ben kendimdeki kendimin keşfine doyum olunamaz bi halde kendime bide West'ime yol almaktayım.Yeryüzünün en güzel,en sıcak ama en uzak noktasına kocaman bi gülümseme en umursamaz yarınımla beraber ;)
;)
14 Nisan 2010 Çarşamba
13 Nisan 2010 Salı
12 Nisan 2010 Pazartesi
son kez...
Atmaya kıyamadığım son adımlarımdan biri için mi bu iç yakarışlar anlatsın biri bana nolur:S tutmak isteyenlere bu kadar mı uzak olur satılık kalpler...bazen farkındalığa şükrederken bazen can yakışlarına katlanamıyorum.Biliyorum aslında bu yürek ne ister ama bazen ona laf anlatamıyorum,zoruma gitmiyor değil nafile çabaların doğurduğu benle yüzleşmek ama keşke engel olabilsem,keşke becerebilsem diyorum.Kimsenin ben olmadığı hiç kimselerin benimle yüzleşemediği anlardan birinde yazıyorum bu satırları ojeli tırnaklarımla:)) keşke tırnaklarımı örttüğüm gibi örtebilseydim bazı şeyleride böyle pembiş pembiş boyanabilseydi onlarda,keşke kendime yaklaşmaktan bu kadar kormasaydım da yoluma çıkanlara değil yolun sonuna varsaydım...Bilinmezlerle dolu bi geceden yüreğime sesleniyorum: -sus artık!uslandır beni.
9 Nisan 2010 Cuma
Üstü Kalsın!!!
Üstü kalsın istemem artık...Benden gidenlerin tutsaydım hesabını matemetiğe meftun olurdum:) arkama bakmadan attığım her adımda daha bir yaklaşır oldum kendime,yarın hep yarın olarak kalacağı için özel bugünse ellerimden hemen kayıp gittiği için çaresiz!!!Kim derdi ki dün koyup gider seni merak etme o zaten koyup gidemedi ama ben yarına yol alalı çok oldu.O değil ben onu eskittim hemencecik:D bu sefer...Belki acımasız gözümü açtığım her yarının bi anda bitip tükenmesine seyirci kalmam ama yenisi geliyooo,yarın neler getiriyooo bilmeden uyanışlarım yarına kim bilir içinde neler gizliyooo,değmez mi bütün bunlara bence değer:))
İçimde bi kıpırtı var hayrola ;))
İçimde bi kıpırtı var hayrola ;))
8 Nisan 2010 Perşembe
rönesans ve ben :)
Sorarım size ey insanlık,düşünün bişey ortaya çıksın ki kum saati misali herşey tersine aksın bu ne güç,ne büyük bi lütuf...Bi kelime düşünün ki ölümsüzlükten bile ölümsüz olsun.Ben ve essay'im kısa bi süre önce başladığımız güzel,tutkulu ve yaklaşık 10 sayfalık unutulmaz yolculuğumuzun başlarında olmamıza rağmen derin bi kuyu içinde bulduk kendimizi:)Vay be dedim ne güzel bişi olsa gerek 'Rönesans' olmak nelere gebe olmuş şu dünya denen şey ama böylesine az rastlarız.İnsanlara aşkı,nefreti,kendini,gördüğü ve göremediği herşeyi dilediğince anlatma şansı vermiş kimisi oymuş taşı,kimisi görkemi kendinin bile kanını donduran binalara sığdırmış ellerini,kıskandım mı evet kıskandım:DSeçme şansın olmadan yaşadığın kaderlerden biride bu işte ister istemez bugün bile yaşıyoruz onu...Bide dönüp kendimize bakalım bırakın başkalarını kendi hayatımızın mimarı,şairi,ressamı olmaktan aciz hale gelir olduk.Elimiz gitmez oldu içine girmek istediğimiz tabloya bi fırça darbesi vurmaya,inşa edemez olduk aşkın,korkunun,özlemin kulelerini,biz ezberler olduk önümüze koyulanları kendimiz için bi dize yazmaktan aciz bi yürekle...Olamadık mı 'Rönesans'ı en azından kendi hayatımızın galiba olamadık ama tutsak bi yüreğimizin elinden kim bilir nereye götürücek bizi içindeki en çocuk sevinçlerle kim bilir neler biriktirmiş ıssız odalarında kimselere demeye kıyamadığı...O zaman olsak ya biraz kendimizin 'Rönesans'ı koşsak ya kendimize hiç düşünmeden!Bekle beni Rönesans sana geliyorum :D
7 Nisan 2010 Çarşamba
Ne desem inanırsın?
en kolayı sırtını dönüp gitmekken yapamazsın dimi...kimselere diyemesende kendinle başın belada,fildişi kulenden selamladığın halkının seni sağır eden yalakalıkları şöyle dursun kendi iç sesin sağır etmez mi kulaklarını hadi sustur!sadece altındakilere bakarak ne kaadaaaar büyük olduğunun sarhoşluğuyla kendinden geçerken gölgesinde kaybolduklarınada benden sevgiler:)
NE MUTLU BEŞİKTAŞ'LIYIM DİYENE!
Bir düş kurup da açsaydım gözlerimi hayata ancak bu kadar benzerini düşleyebilirdim. Mutluluğu düşleyerek daldığımız uykulardaki rüyamızdı bizim aşkımız, sevdamız, formamız... Biz, bize öğretileni değil layık olanı sevmeyi seçtik, ezberletilen cümleler değildi dudaklardan dökülen, yüreğimizden gelenlerle inlettik mabedimizi, sağır ettik kulakları… Yolumuzda yürüdük omuz omuza siyah-beyaz yüreklerle. Ardına düştüklerimiz vardı elbet bize dosdoğru nasıl olunur gösterenler, sadece goller atılınca sevinmeyi bilmedik biz. Maçtan sonra formayı çıkarmakla bitmezdi Beşiktaşlılık zaten sadece takım değildi ki bu. Böyle öğrenmedik, böyle sevmedik, kimseye benzemedik, kimse olmadık kimselerde olamadı bizim gibi.
En yakın akrabaları olduk Vedat OKYAR’ ın, çok büyük bir şerefti bu her birimiz için… Mücadeleyi öğretti bize kanseri yenerek Kazım KANAT neler paylaşmadık ki koskoca yüreklerimizde… Yaşlı gözlerle yaşanılan vedalarda kaldı yürekler, geride bırakılan onca güzelliklere rağmen boğazımızda bir yumru oldu kelimeler. ‘Biliyorum ki ben sizler için umudun umuduyum.’ diyerek herkes onun gibi göğüs gersin istedi Kazım KANAT kansere karşı, yenilmedi yenilmek nedir bilmedi ki o, bir gün bizi sessizce koyup gidene dek… Ardında bıraktıklarının içimizde bir yerlerde kapladıkları kocaman yerler, yüzümüzde oluşan gülümseyiş ve onlardan öğrendiklerimizle daha bir sağlam adımlar atıyoruz hayatta… Ne mutlu ki biz Beşiktaşlılığı cümleler kurarak anlatanlardan değil yaşayarak bize gösterenlerden öğrenebildik. Öyle bir sevgisi, saygısı vardı ki Beşiktaş formasına, onu giydiği her anında yakıştı Siyah-Beyaz’a. Yine böyle maçlardan birinde hakemin tartışmalı bir pozisyon sonrasında yanına gidip “Tekme attın mı?” diye sorması üzerine, “Evet” diye cevap vererek sahayı terk etmek zorunda kalmasının açıklamasını şöyle yapardı Vedat Abi: “Hakeme Beşiktaş formasıyla yalan mı söyleyecektim utanmadan?”... dedi ‘Büyük Kaptan’ .
Tuttuğum dilekler tadında uyandığım sabahlardan birinde bir düş kurdum ben kahramanlarımda oldu elbette onlardan ikisine veda etmek zorunda kaldık, içimizden yüreklerden kopup gitti bir şeyler, yaşlı gözlerle bakakaldık arkalarından ama hala birlikte yaşıyoruz bize bıraktıklarını hala beraberimizce her anımızda taşıyoruz. Siz olduğunuz yerde rahat uyuyun diye biz her gün Beşiktaşlılığımızla daha bir gurur duyuyoruz. Sen rahat uyu diye ‘Büyük Kaptan’ biz daha bir kenetleniyoruz artık, sen rahat uyu Kazım Abi biz dimdik durup mücadeleye devam ediyoruz. Dediğin gibi ‘Beşiktaş’ın rakibi Beşiktaş’tır.’ Biliyoruz.
Ne mutlu aynı aşkı yüreklerde paylaşabilmeye, ne mutlu Beşiktaşlılığı sizin gibi yaşayabilmeye…
Didem KANDİL
En yakın akrabaları olduk Vedat OKYAR’ ın, çok büyük bir şerefti bu her birimiz için… Mücadeleyi öğretti bize kanseri yenerek Kazım KANAT neler paylaşmadık ki koskoca yüreklerimizde… Yaşlı gözlerle yaşanılan vedalarda kaldı yürekler, geride bırakılan onca güzelliklere rağmen boğazımızda bir yumru oldu kelimeler. ‘Biliyorum ki ben sizler için umudun umuduyum.’ diyerek herkes onun gibi göğüs gersin istedi Kazım KANAT kansere karşı, yenilmedi yenilmek nedir bilmedi ki o, bir gün bizi sessizce koyup gidene dek… Ardında bıraktıklarının içimizde bir yerlerde kapladıkları kocaman yerler, yüzümüzde oluşan gülümseyiş ve onlardan öğrendiklerimizle daha bir sağlam adımlar atıyoruz hayatta… Ne mutlu ki biz Beşiktaşlılığı cümleler kurarak anlatanlardan değil yaşayarak bize gösterenlerden öğrenebildik. Öyle bir sevgisi, saygısı vardı ki Beşiktaş formasına, onu giydiği her anında yakıştı Siyah-Beyaz’a. Yine böyle maçlardan birinde hakemin tartışmalı bir pozisyon sonrasında yanına gidip “Tekme attın mı?” diye sorması üzerine, “Evet” diye cevap vererek sahayı terk etmek zorunda kalmasının açıklamasını şöyle yapardı Vedat Abi: “Hakeme Beşiktaş formasıyla yalan mı söyleyecektim utanmadan?”... dedi ‘Büyük Kaptan’ .
Tuttuğum dilekler tadında uyandığım sabahlardan birinde bir düş kurdum ben kahramanlarımda oldu elbette onlardan ikisine veda etmek zorunda kaldık, içimizden yüreklerden kopup gitti bir şeyler, yaşlı gözlerle bakakaldık arkalarından ama hala birlikte yaşıyoruz bize bıraktıklarını hala beraberimizce her anımızda taşıyoruz. Siz olduğunuz yerde rahat uyuyun diye biz her gün Beşiktaşlılığımızla daha bir gurur duyuyoruz. Sen rahat uyu diye ‘Büyük Kaptan’ biz daha bir kenetleniyoruz artık, sen rahat uyu Kazım Abi biz dimdik durup mücadeleye devam ediyoruz. Dediğin gibi ‘Beşiktaş’ın rakibi Beşiktaş’tır.’ Biliyoruz.
Ne mutlu aynı aşkı yüreklerde paylaşabilmeye, ne mutlu Beşiktaşlılığı sizin gibi yaşayabilmeye…
Didem KANDİL
belki bi gün...
sanki bi gün ben yine aynı şeyleri düşünüyor mu olacağım diye nafile düşünüşlerimin ne kadarda boş olduğunu bilircesine yüzümde oluşan gülümseyişle merhaba:)belki bi gün evet belki bi gün bizde,bize düşen payımızı alırız mutluluktan ne dersin Sayın:Ferdifer:D ne kadar da kolay incinir olduk sahteleşen her duyguyla artık gerçeğe hasret sabahlara açılan gözlerimizde kalmadı mı yoksa bi umut...neyse umut fakirin ekmeğiymiş öle dediler bugün:))bari ruhumuzu doyurcak bi parçası kalsın bize yalanlardan...uzuuuun bi süreden sonra ilk kez bu kadar huzur dolu uykularım,uyanışlarım ve her zerrem,nedensiz gülümseyişlerimle hergün Duygu'ma bakıyorum:)zar istediğim gibi gelmiyor olabilir ama ben yine,yine ve yine atabiliyorum.son çare gibi gördüğüm kurtuluşlarıma koşmak yerine bana gelmesini bekliyorum yarınımın,en kalabalık yanlızlığıma küs değilim artık ben yalnızlığımdaki o hoş curcunaya vurgunum bu aralar...ve tabiki de 'Siyah'ı ve Beyaz'ıyla kabulüm hayat omuzunda huzur bulduğum pofuduk yanağımla:D heybemde bi dolu yük bedenim dayanır mı bilmem ama yüreğimde hala bi sürü umut yarına koşuyorum ben seni değil sen beni bekliyosun biliyorum,bekle belki bi gün yanında olur ruhum;)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




